Özkan TAN

Armağan Ergün: Küçük bir uydu, AB’den uzay alanında proje alan tek firmayız

armagan-ergun-silikon-vadisi

armagan-ergun-silikon-vadisi

Armağan Ergün: Bana gelen öğrencilere hep şunu soruyorum: Sen olsan bunu satın alır mısın? Çoğu evet cevabını veremiyor. Ancak hep beraber evet dediğimiz iki projemiz var.

Gün geçmiyor ki yeni bir ürün piyasaları allak bullak etmesin. Teknolojinin hayatımıza kazandırdığı avantajlar -kimine göre dezavantajlar- sayesinde hayat çok daha hızlı akıp gidiyor. Dünyanın dönüş hızına inat bir çabuklukla sürekli yenilik peşinde koşuyoruz. Türkiye bu teknolojik gelişmelerin ve hızla akan günlerin neresinde? Teknolojiyi üreten güç olmaya ne kadar yakın? Tüm bu soruları ve daha fazlasını Silikon Vadisi’nde kurduğu şirketiyle ticari başarıyı elde etmiş; ve halen İYTE Teknopark’ta yer alan firmasıyla uzay alanında AB’den destek alan Türkiye’deki tek ticari şirket sahibi olma unvanını taşıyan Armağan Ergün ile konuştuk.

 

Önce sizi kısaca tanıyalım, kimdir Armağan Ergün?


1972 İzmir doğumluyum. 1994 yılı Bilkent Üniversitesi Elektronik Mühendisliği mezunuyum. Şu anda da İYTE Malzeme Bilimleri Mühendisliği Bölümünde doktora yapıyorum. 1997’de yine Bilkent Üniversitesinde aynı bölümde yüksek lisans eğitimimi tamamladıktan sonra Amerika’ya gittim. 1998 yılında Vestel Silikon Vadisinde bir ofis açmıştı. Ben de önceleri proje mühendisi daha sonra ise yönetici olarak 5 yıl süreyle orada çalıştım. Ancak Amerika’da 2002 yılında .com krizi olunca borsa çöktü. Birçok firma gibi Vestel de Silikon Vadisi’ndeki ofisini kapatmak zorunda kaldı. Aslında kriz olmasaydı hayat farklı yönde seyredebilirdi. Çünkü ilk yıllarda 10 kişi olan ekibimiz zamanla büyüdü. Başarılı çalışmalarımız vardı. Örneğin günümüz tabletlerine benzeyen bir ürün tasarlamıştık. Bilgisayar olmadan internete girmeyi sağlıyordu. Belki biraz erken yapılmış bir çalışmaydı ama Vestel markasıyla bu ürünü Microsofta sattık. Ama dediğim gibi kriz çıktı. Vestel Amerika’dan ayrıldı. Bana da Manisa’ya gelmem için teklif vardı. Ancak kalmam gerektiğini düşündüm. Amerikalı biriyle tanışmıştım ve birlikte bir firma kurduk. O firmamızın şu an 100 mühendisi var.

Kurduğunuz firma hangi alanda çalışmalar yapıyordu?
Bir fikrimiz vardı ve patent almıştık. Bu patenti destekleyen bir yatırımcıya firmamızı sattık. O da bize satın aldığı hisse kadar para verdi. CRVD adında bir monitör tasarladık. Ancak 40 inç boyutunda ve bombeli bir monitör. Daha çok simulatör amaçlı kullanılıyor. Çok büyük bir pazarı yok ancak pahalı bir ürün. Geçen sene Amerikan Savunma Bakanlığından 57 milyon dolarlık bir proje aldık. 3 boyutlu hissi veren bir kontrol komuta merkezi tasarlanılacak. Projeyi kısaca bu şekilde özetleyebilirim. Daha fazla detay vermem çok doğru olmaz.
Sizin firmayla hala bağlantınız var mı? Firmanın adı ne?
Ben hiçbir şekilde görev almıyorum, çalışmalara katılmıyorum çünkü artık buradayım ama hala o şirketin dört kurucu ortağından biri olarak hissedarlığım devam ediyor.

Nihayetinde Amerika’da Silikon Vadisinde bir şirket kurmuş ve ticari başarıyı yakalamıştım. Niye bunu Türkiye’de yapmayayım ki diye düşündüm.
Türkiye’ye neden döndünüz?
Eşim YÖK burslusu olarak Santa Barbara’daydı ve mecburi hizmeti için ülkeye geri dönmemiz gerekiyordu. Şu an 9 Eylül Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Ben de Bilkent Üniversitesinde, bir projede, proje mühendisi olarak çalıştım. Bu projede görev alabilmek için önce gerekli olan eğitimleri aldım. TÜBİTAK’ın 1007 projeleri vardır. Bunlar çok büyük bütçeli projelerdir. Bizim projemiz ASELSAN ile ortaklaşa yaptığımız bir proje. Yüzde yüz Türk mühendisleri tarafından geliştirilen ilk uydu projesi. Askeri haberleşmeyi sağlaması için yapılan bir uydu tasarım çalışması. Henüz fırlatılmadı. Projenin 5 yıl sürmesi planlanıyordu ve bu süre önümüzdeki ekim ayında dolacak. Ben ilk iki senesinde görev aldım. 90 milyon TL bütçesi olan bir Ar-Ge projesinden bahsediyorum. Bütçe bakımından incelediğimizde TÜBİTAK’ın en büyük ikinci Ar-Ge projesidir. Eminim kısa bir süre sonra gelişmeleri basından takip ederiz.
Teknopark İzmir’de yer alma fikri nasıl doğdu?
Girişimci ruhlu birisi olduğum için yeni bir fikir üretmek ve bu fikrimle ticari alanda başarılı olmak istiyordum. Nihayetinde Amerika’da Silikon Vadisinde bir şirket kurmuş ve ticari başarıyı yakalamıştım. Niye bunu Türkiye’de yapmayayım ki diye düşündüm. Edindiğim bilgi birikimiyle şu an üstünde çalıştığım AB projesini yazdım ve projem onaylandı. Bunun için Teknopark İzmir’den yer aldım ve DVLX firmasını kurdum. Henüz bir yıldır buradayım.

Özel sektörde, AB’den uzay alanında proje alan tek firmayız. Uydu tasarlıyoruz. Küçük bir uydu. 10 santimetreye 10 santimetre çapında bir uydu.
Bu projeyi biraz detaylandırabilir misiniz?
Avrupa Birliği’nden proje desteği alabilmeniz için en az 3 ayrı ülkeden ortağınız olması gerekiyor. Biz de bu projede Almanya Frauenhofer Enstitüsü ile ortak çalışıyoruz. Özel sektörde, AB’den uzay alanında proje alan tek firmayız. Uydu tasarlıyoruz. Küçük bir uydu. 10 santimetreye 10 santimetre çapında bir uydu. Uzay alanında yapılan çalışmalar son derece maliyeti yüksek çalışmalardır. Özellikle uydu projelerinde, esas problem fırlatmadır, çünkü fırlatma maliyeti çok yüksektir. Ağırlık ne kadar büyük olursa maliyet de aynı oranda artar. Bizim uydumuz ise küçük bir uydu. Ama standart bir uydunun tüm özelliklerine sahip. Dolayısıyla fırlatma maliyeti de düşük. Bu uydudan Ekim 2015’te 50 adet fırlatılacak.
Fırlatma yerleri belli mi?
Fransa, Çin, Brezilya’dan fırlatılacak. İTÜ Havacılık Mühendisliği de uzay alanında çalışmalar yapıyor. Başka da yok zaten. Ancak onlar, TÜRKSAT’tan destek alıyor. Onlar bir uydu fırlattılar ama özel şirket olarak AB’den uzay alanında destek alan tek firmayız. Bütçemiz, iki sene için 1,5 Milyon Euro. 2 sene sonra proje bitecek. Üretimini, entegrasyonunu ve tasarımını biz yapıyoruz. Bizim iş paketimiz zaten üç aşamalı olarak belirlendi: Entegrasyon+üretim ve test. Burada Teknoparkta üretiyoruz.
Hayatımızdaki teknolojik gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne gibi gelişmeler yaşanacak siz nasıl öngörüyorsunuz?
Bilgisayarlara önce uzaktan bakıyorduk zamanla yakınlaştık. Önce dizüstü bilgisayarlar sona tabletler mobil telefonlar… Artık takılabilir ve taşınabilir ürünler olacak. Apple, örneğin, bir saat tasarlıyor ve telefonda olan her şey saatte olacak. Henüz tasarım aşamasında. Kontakt lensler, bilgisayar görevini görecek vs. Bu cihazlar aynı zamanda sağlığınızı kontrol eden araçlar olacak. Kalp atışınızı, kan basıncınızı kontrol edecekler. Siz hissetmeden doktora gitmenizi önerecek bunun gibi ekstra özellikleri olacak. Bu şekilde yıllar önce bilimkurgu filmerinde izlediğimiz birçok şey gerçek olacak. Ne kadar kalori harcadınız, ne kadar harcamanız gerekiyor gibi günlük hayatın akışında olan bir çok soruna çözüm getirecek şekle tasarlanan akıllı cihazlar kısa bir süre sonra vazgeçemediğimiz ürünler olacak. Esnek ekranlar, tasarımı güzel olan, sürekli kullanabileceğimiz ürünler hayatımıza girecek. Bir sonraki adım da; aynı zamanda LCD ekran görevini yürüten kontakt lensler. Google Glass diye bir ürün. Gözlüğünüze taktığınız küçük bir ürün, cep telefonunuzdaki bilgileri alıyor ve siz o bilgileri gözünüzdeki lensler aracılığıyla görüyorsunuz. Örneğin sizinle konuşurken sizin Facebooktaki bilgilerinize ulaşabileceğim vs. Bu tarz aplikasyonlar üretiliyor. Aslında bu bahsettiğim ürünler satışa sunuldu. Ancak elbette ki maliyeti çok yüksek ama zamanla maliyeti düşecek ve yayılacak.

 

Bahsettiğiniz bu ürünlerin enerji kaynakları nasıl olacak?
Bu ürünler enerjilerini de şu şekilde elde ediyor. Enerji harwesting diye bir sistem var. Şu an etrafımızda elektromanyetik enerji var, ya da vücut ve ortam ısısıyla arasında bir fark var. Bu ısı farkı ve bu etraftaki enerjiden artık elektrik üretilebiliyor. İşte bu aplikasyonlara sahip cihazlar da bu şekilde elektrik alacaklar. Kısacası elektromanyetik dalgayı elektriğe çevirebiliyoruz ve bu elektriği de bu cihazlar için gerekli olan enerji kaynağı olarak kullanabileceğiz. Gelişmeler bu yönde.

 

Sorun asla para değil, yeterince para var. Ama bu sistemi yönetecek yetişmiş elemanımız yok.
Teknopark hakkındaki görüşleriniz nedir? Burada bir Silikon Vadisi olur mu?
Şehrin gürültüsü yok çalışmak için çok iyi bir ortamı var. Ancak sadece burası için değil Türkiye’den Silikon Vadisi çıkması zor. Henüz şartlar yeterince oluşmadı. Bu biraz arz talep meselesi. Amerika’da Silikon Vadisi’nde her hafta büyük firmalar, Silikon Vadisindeki küçük firmaları satın alıyor. Bu şirketlerin bir kısmı satılıyor bir kısmının da halka arzı yapılıyor. Her iki durumda da katma değer sağlıyorlar. Büyük firmalarda hantallaşma olur. Yenilenmek için küçük firmaları satın alırlar. Yeni teknolojiye hızlı bir şekilde adapte olabilmek için yeni kurulan firmanın donanınımını kendi bünyelerine katıyorlar. Burada ise Ar-Ge devlet eliyle yapılıyor. Ar-Ge devlet eliyle yapılmaz, yapılsa da başarı getirmez. Amerika’da yatırımcılar, para kazanmak isteyen sermayedarlar, risk sermayesi adında bir fon oluşturuyorlar.

TÜBİTAK veya Savunma Bakanlığı projeler için para desteği sağlıyor. Projeler yapılıyor. Ama bu paranın geri dönüşü hesaplanmıyor. Dolayısıyla bitirilen projeler de katma değer sağlayacak, pazar payı olan bir ürüne dönüşmüyor. Bu bir gerçek. Üretilen ürünler, prototip ürün olarak labarotuvarda kalıyor ya da büyük bir fikri ürüne dönüştürme hevesiyle açılan firmalar bir sene sonra kapanıyor. Çünkü bir sene sonra destek bitiyor. Doğru yönetilmedikleri için kapanıyorlar. Sorun asla para değil, yeterince para var. Ama bu sistemi yönetecek yetişmiş elemanımız yok. Dolayısıyla bu şirketleri yeni doğan bebeğe benzetebiliriz; doğru bakılmadıkları için maalesef ölüyorlar. 1 milyon dolarlık TÜBİTAK desteği ile proje yapıyoruz, üç sene uğraşıyoruz ancak o projenin ticarileşmesi için hiç bir şey yapmıyoruz.

TÜBİTAK devlet kuruluşu olduğu için ne yaptın milyon doları demiyor. Ama sermaye grubu olsa o parayı verdiği için o ürünün de ticarileşmesini ister. TÜBİTAK pazarlamacı ya da işletmeci çalıştırmak istediğinizde onu finanse etmiyor. Sadece mühendisin maaşını karşılıyor ve bunu yaparken de üst limit belirliyor. Herhangi bir Ar-Ge projesinde mühendise ödeyeceğiniz rakam bellidir. Bir firmanın başarılı olması için satılabilir mi sorusunu sorması ve ona göre politika belirlemesi gerekiyor. Ancak TÜBİTAK yapılabilir mi sorusunu soruyor. Yaptık, mesele burada bitmiyor ki…

Türkiye’de evet devlet Ar-Ge desteği sağlamalı ama karşılığında istediği tek şey dönemsel raporlar. Sürekli rapor yazıyoruz. Bilgiyi üretiyoruz. Ama önemli olan para kazanmak.
Amerika’da sistem nasıl çalışıyor?
Amerika’da destek veren şirketin hedefi en kısa zamanda kara geçmektir. Satın aldığı şirkete en kısa sürede alıcı bulmayı planlar. Bu yüzden çalışmaları kontrol eder, şirkete ortak olduğu için yönetimde söz sahibi olur. Üretilen ürünün pazardan pay alması için tüm gücünü ortaya koyar. Fikir senin de olsa, patent sahibi de olsan eğer sisteme zarar veriyorsan seni uzaklaştırır. Çünkü amaç; ilk başta verdiği paranın geri dönmesi ve hatta kar etmektir. Bu yüzden konunun uzmanlarıyla çalışır. Bir ürünü üretmek başka bir şey, onu satmak ise bambaşka.

 

Yönetemiyorsan çekil diyor yani
Aynen. Çünkü mesele sadece üretmek değil, müşteri bulmak, ürünü ticarileştirmek ve para kazanmak. Girişimci olmak kolay bir şey değil. Bir şirketin para akışını yönetmek ayrı bir uzmanlık alanı. Biz zaten toplum olarak girişimci bir kültüre sahip değiliz. Risk almayı sevmeyen, buna cesaret edemeyen bir toplumuz. Rekabetçi bir piyasada ayakta kalmak için gerçekten iyi olmak gerekiyor. Amerika’da sistem bu şekilde. İyi olanlar ayakta kalıyor. Dolayısıyla Türkiye’de evet devlet Ar-Ge desteği sağlamalı ama karşılığında istediği tek şey dönemsel raporlar. Sürekli rapor yazıyoruz. Bilgiyi üretiyoruz. Ama önemli olan para kazanmak. Örneğin Silikon Vadisinde Busines Planlar yazılır.
Nedir Busines Plan?
5 yılık bir plan bu. İş planında neyi, nasıl ve nerede üreteceğin bellidir. Ürünün markası ne olacak, marka olarak seni kim destekleyecek? Tüm bunlar bellidir. Örneğin bizi NEC adında bir Japon Markası destekledi. Onun adı altında fuarlarda yer aldık. Bir nevi bu marka sayesinde milli olduk. Bir anda satış potansiyelimiz doğdu. Bu şekilde oturmuş dinamikler var.
Bilgiyi üretiyoruz ama yenilik olmuyor
İnovasyon olabilmesi için devletin elini çekmesi gerekiyor. Devlet hantal bir yapıya sahip olduğu için; devlet eliyle inovasyon olmaz, olamaz. Bu kendiliğinden olur. Bana her gün yemek yaparsan yemek yapmayı öğrenemem.
Melek yatırımcılar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Türkiye’de nihayet bu tip bir şey gelişti. Dünyada bunun başarılı olmuş birçok örneği var. Ancak şimdilik sadece İstanbul’da ve sadece internet firmalarını destekliyorlar. Çünkü ilk yatırım maliyeti çok düşük. Ama zamanla bu sistem ülkemizde yayılacaktır diye düşünüyorum. Çünkü olması gereken bu.

İYTE Elektronik Mühendisliği 3. Sınıf öğrencisi Berk Soysal ile bir yüzük tasarlıyoruz. Tasarımı çok güzel bir yüzük. Gümüş, taşları var. Mobil telefonlarındaki gibi notifikasyonları var.
Bu durumda Teknoparkların varlığı aslında bir avantaj sağlamıyor mu?
Teknoparklar doğru bir sistem elbette. Ar-Ge faaliyeti ile uğraşan şirkete vergi gibi büyük bir avantaj sağlıyor. Üniversite kampüslerinde olduğu için alanında uzman kişileri aynı platformda buluşturarak bilgi alışverişi sağlıyor. Ama işte bu noktada büyük firmaların bu Teknoparkta olup bitenlerle daha yakından ilgilenmesi gerekiyor. Bu firmaları satın almaları lazım. Bu Teknoparktaki 100 şirketten her yıl bir tanesi satılsa ve bunun karşılığında o şirkette sekreterine kadar tüm çalışanlar zengin olsa, satın alan şirket mecburen verdiği parayı katlayarak geri alabilmek için satın aldığı donanımdan ticari faaliyet yaratır.

İnovasyon ancak bu şekilde olur. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Bir firmada çalışan insanlar bir süre sonra emekliliği bekler. Yeni bir fikirlerle ortaya çıkıp kendilerini riske etmezler. Ancak büyük firma yeni bir ürün üzerinde çalışan küçük firmayı satın alır ve o ürünü satar, yeniler, büyütür, sistem döner. Henüz ülkemizde böyle bir dinamik oluşmadı. O yüzden inovasyon veya Silikon Vadisi olmuyor. Ancak Türkiye gelişen ve büyüyen bir ekonomiye sahip. Bahsettiğiniz melek yatırımcılar ise daha çok yurtdışı kaynaklı. Dolayısıyla karlılığı görüp .com firmaları satın alıyorlar. Ama Koç, Sabancı gibi yüzde yüz yerli sermaye ile kurulmuş büyük firmalarda böyle bir yatırım göremezsiniz. Bizdeki sanayiciler, hep patron şirketleri. Risk almıyorlar. Yurtdışı lisans anlaşmaları yapıp küçük karlara razı oluyorlar. Bir çok büyük firmanın bilançolarını incelediğinizde kar etmediklerini görürsünüz.

 

Biraz da yeni projelerinizden bahsedelim. Sizin ticari değer sağlayacağını düşündüğünüz projeleriniz var mı ve bu projelerde üstünde çalışırken İYTE ile yan yana olmanın cazip yönleri var mı?
girisimcilik-yuzukElbette var. Son derece çalışkan ve parlak fikirlere sahip öğrenciler var İYTE’de. Ancak bana gelen öğrencilere, gençlere hep şunu soruyorum: Sen olsan bunu satın alır mısın? Çoğu evet cevabını veremiyor. Ancak hep beraber evet dediğimiz iki projemiz var. Elektronik Mühendisliği 3. Sınıf öğrencisi Berk Soysal ile bir yüzük tasarlıyoruz. Tasarımı çok güzel bir yüzük. Gümüş, taşları var. Mobil telefonlarındaki gibi notifikasyonları var. Hepsi için her seferinde bir uyarı geliyor. Her seferinde açıp bakmak zor oluyor.
is-fikriTasarladığımız yüzük üzerinde ledler var. O ses gelmeden, yüzükte ışıklar yanacak. Logolar da olacak. Ürünü sosyal medya üzerinden satışa çıkarmayı planlıyoruz. Üretim için Çin’de bir firma ile anlaştık. 10 tane prototip yaptık. 200 TL gibi satış fiyatı olacak. Satış adetinin düşük olduğu ama karlılığın yüksek olduğu bir ürün olmasını hedefliyoruz. NotifieRing projesi adını verdik.
Buna benzer yine İYTE Elektrik-Elektronik Mühendisliği 3. Sınıf öğrencisi Melike Kaptan ile kulaklık görevi gören yine son derece şık bir tasarıma sahip bir küpe projesi üzerinde çalışıyoruz. Kısa bir süre sonra bu ürünün de satışını yapabilecek durumdayız.

 

 

 

Leave a Reply


* iş fikirleri .          * çiğ köfte bayilik verenler .         * bayilik veren firmalar .          * başarı hikayeleri .