Son Eklenen Fotolar
Manyetik Kitap Tutucu Oklar
Otobüste Uyumak İçin
Dünya
Fedex
Bu Zımbalar Muhteşem
Televizyon Yayın Test Saati
Sigaranın Zararlarını Anlatan Reklam
Kill Bill Filminin Reklam Tasarımı
Harley Davidson Hastalığı Bir Başka Oluyor
Saat Reklamı En Güzel Bu Şekilde Yapılır

Ana Sayfa > Başarı Hikayeleri > Alaska'ya ve hayata dair..


Alaska'ya ve hayata dair..
Alaska ve hayata dair..
Alaska ve hayata dair..

Oltasına ilk balık takıldığında o henüz 10 yaşındaydı.Çokta şey öğrenmişti aslında farkında olmadan. En önemlisi de sabırlı olmayı öğrenmişti.Saatlerce beklerdi kimi zaman öylece.Zamanla balık tutmak onun için tutku haline gelmişti. Sabah 5'te bisikletine atlayıp en güzel kayalığı seçip saatlerde balık tutuyordu.Çokta insan tanımıştı ve çokta hikaye dinlemişti hayata dair.
Aradan yıllar geçti  ve üniversitedeyken bir gece yarısı uykusu kaçtı. Aklına bir şey takılmıştı. Hemen bilgisayarını açtı ve araştırmaya başladı. Aklına takılansa "Dünya'da balık sektörü en iyi neredeydi acaba?" Okuduğu cevaplardan bir tanesi çok ilgisini çekmişti. Alaska.

Aradan sadece 1 ay geçmişti ki havalimanında elinde bir bavuluyla onu götürecek uçağı bekliyordu.Bir yerlerden borç almıştı gidebilmek için. Çünkü onun için bir hayaldi bu ve gerçekleştirmeliydi.Uçağa biner ve 3 günlük serüven başlar.Üçüncü günün sonunda Alaska'ya varır. Hava gerçekten çok soğuktu. Onun tek bir amacı vardı, çıktığı bu serüvenden çok şey öğrenmek hayata dair. Dört ay ıssız küçük bir kasaba da yaşadı. Her şey o kadar zordu ki.Buzullar, 23 saat havanın gündüz oluşu, minumum 16 saat makina gibi fabrika da çalışmak, günde sadece en fazla 3 saat uyumak, sadece müslüman olduğu için ırkçı insanların yaşattığı sıkıntılara katlanabilmek, en kötüsü ise sayısız ölümden dönmek ve geçici-kalıcı sakatlıklar yaşamak.Ona "ülkene dön daha fazla dayanamayacaksın" dediklerinde ise verdiği cevap çok açıktı. "Asla, başladığım bu işi ne pahasına olursa olsun yarım bırakmayacağım,bitireceğim" olmuştu. Irkçı yaklaşımlara karşı kendisini savunduğu için en zor şartlarda en ağır işlerde çalıştırılmıştı.Yenilemeyecek kadar farklı olan yemekleri yemek yerine 4 ay sadece ekmek ve peynir ikilisiyle yaşayarak ayrıca 9 kilo da almıştı :)
Birgün 3 saatlik uykusundan fedakarlık ederek okyanusun kenarına oturur ve sorar kendine. "Pişman mıyım?" O an buna cevap veremez ve buna zamanla cevap vereceğini anlar. Bir gün çalışırken, gücünün artık kalmadığını farkeder, neden bu kadar zorluyordu gerçekten, çıkıp gitmeliydi belki de ilk uçakla ülkesine. Ama başaramadım demek istemiyordu kendine. Yavaş yavaş gözlerinin kapandığını hisseder. Önünde büyük bir balık parçalayı makina vardı. Balıklar parçalanarak diğer tarafta konserve kutularına yerleşiyordu. İşte o an bir şeyi farkeder "sanırım buraya kadardı" Çünkü ne sesi çıkıyordu ne de vücudunu kontrol edebiliyordu artık, birazdan bedeni bırakacaktı kendini. Engellemek istiyordu ama yapamıyordu. Gücü tükenmişti.Ve yavaş yavaş bedeni düşer, işte tam o anda hep anlatılan anı yaşar. Tüm hayatı,çocukluğu,gençliği gözlerinin önünden geçer. Gülümser..İşte kimi zaman şans insana öyle bir anda güler ki. Asla unutulamayacak şans. Ensesinde bir el hisseder onu kuvvetlice çeken. Yakalamıştı onu. Hayatını borçlu olduğu bir insan vardı artık....
 
Ve o gün gelir, dönüş günü. Bavulunu toplar. Havalimanına gelir son kez arkasına bakar ve burayı hatırlamak ismediğini anlar ve bavulunu bir çöp kutusunun yanına bırakır sessizce. Yeni bir hayat onu bekliyordu. Bu 4 ayı hayatından,hafızasından silmeyi istiyordu.Elinde ufak bir çantasıyla Türkiye'ye dönmüştü. İlk yaptığı gidip bir marketten 6 kutu ayran alıp içmek olmuştu. Nedense çok özlemişti ayranı.
Şunun çok iyi farkındaydı sahip olduğu karakter,hayalleri,hayata bakışı aslında 23 yıllık geçmişine ait karakteri değişmişti.Artık fikirleri bambaşkaydı. Aslında ruh ve beden sağlığı iyi de değildi. Onu gören ailesi psikolojik tedavi görmesi gerektiğine inanıyordu herkes gibi ama o bunu reddetip tek başına başarmak istiyordu zor olanı. O koskoca Alaska macerasını atlatmış biriydi, başarabilirdi. 6 ay sonra toparlanabilmişti tamamen. Gece görülen kabuslar bitmişti,gece yarıları kalkıp işe geç kaldımlar da birmişti artık gülümseyebiliyordu. Ve o sorunun cevabını da verebilmişti. "Hiç pişman değilim iyi ki gitmişim" Daha sonralar şunu farketti; en çıkmaza düştüğü, kendini kötü hissettiği anlar da "Alaska'dan sağa sağlim geldim bu hayatta artık yapamayacağım iş yok" demeyi öğrendi ve bu cümle ona hep güç verdi. Ve mezun oldu okulundan. Alaska'dan döndükten sonra bir çok insandan duyduğu şu cümle onun için yeterli olmuştu "Gurur duyulacak bir iş çıkardın gerçekten"

23 yaşındaki bu genç  kız Alaska'dan sonra tüm hayatını değiştirir.

Hayat risklerle doludur. Kendinizi riske attığınız zaman başarılı olursunuz, başarısız olursanız da bunun tek sorumlusu sadece siz olun. Bu sorumluluğu tek başınıza taşımak en önemlisi.
Ve unutmayın hayat hızlıca ilerliyor, hatta yetişmek çok zor. Ve izin verin kendinize biraz. Daha çok vakit ayırın kendinize, hayallerinizi geciktirmeyin birikim yapacağım diye, daha çok kitap okuyun daha çok gezin,daha az uyuyun ve bırakın ara sıra çılgınlıklar yapsın ruhunuz, ailenize daha çok vakit ayırın, kızmayın kardeşinize ya da çocuğunuza bilgisayarınızı bozduğu için,sakın "artık geç" cümlesini kurmayın. Daha çok fotoğraf çekip daha çok meyve yiyin,beklemeyin hasta olmayı gidin doktora kontrole ve unutmayınız ki hayatta her şey geçer,her acı da geçer ama yitirdiğiniz sağlığınız sizi bu hayata karşı yenik düşürür.
Bir liste yapın "hayallerim" başlığı altında ve asın her gün mutlaka baktığınız bir yere.Hergün onları okumak içinizdeki inancı güçlendirecektir eminim ki..

Genç kız bir gün tekrar gidecektir oraya çünkü olağanüstü doğaya sahip görülmeye değer bir yer olduğuna inanıyor ve erimeye yüz tutmuş buzulları son kez görmekte istiyor.Soran herkese de "kesinlikle gitmelisiniz" diyebiliyor. O sadece şanssız bir yere gitmişti ama Alaska'ya gidip kötü hiçbir anı ile dönmeyen nice insanlar var..

Morsesler..
Gelen Yorumlar
Toplam 4 yorum, 1-4 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Çok Güzel Bi hikaye Hayatta bağzı zorlukları görmeden malesef elimizdekilerin kıymtini bilemiyoruz.her anı başka yaşayaak tadını çıkarmalıyız dediğimiz gibi hayat aslında çok kısa........ hee bide şu onay kodu olan yer çok kötü olmuş okunmuyo :)) bence ondan yorum yazan yok gönderemiyo çünki hehe :))
sinan yalçınkaya eklemiş. | 10 Temmuz 2009 Saat 14:05
Teşekkürler fikirleriniz için..Evet hayat kısa ve biran evvel yetişmek lazım güzelliklere...
morsesler eklemiş. | 16 Temmuz 2009 Saat 11:05
work and travel programı ile gittiniz sanıyorum, ben de 05 yılında sizinkine yakın bir hikaye ile alaskaya gitmiştim. Fiziki ve manevi zorlukları çok fazla olsa da şimdi bile iyiki gitmişim diyebiliyorum. tamamen hayata meydan okumaktı.
alaskaya gidenler genelde programın "travel" kısmını pek gerçekleştiremez:) ileride bir de gezmek için gitmeyi çok istiyorum.
Çıtası yüksek zorlukları başarmak, aslında hayatta sizi yıkabileceklerin katsayısını küçültüyor. Öldürmeyen her darbe daha da güçlendirir misali.:)
Güzellikler sizinle olsun.
Selamlar.
Tutku Şahin eklemiş. | 22 Eylül 2009 Saat 19:15
TİREBOLU DA MİLLİ PARK OLMALI

Milli parklar dünya gündemine oturmuş ve sürekli izlenmesi vazgeçilmez bir unsur olmuştur. Türkiye’de kısmen olmasına rağmen milli parklarımızın sayısı az ve kullanım alanları dardır.
İşte Tirebolu sınırları milli park için daha çok kümes ve dik ve engebeli arazi hayvanları için çok çok müsaittir. Daha çok Tirebolu’da yüksek dağlık bölgelerinde boş arazi ve orman işletmeye bağlı geniş orman alanları geniş yer tutmaktadır. Bu araziler eskisine göre zamanla daha da dar haline getirilmiş, düşünülen her yerlere araba yolu yapmak üzere git gide daha da daralmaktadır. Dünya gündemine baktığımızda, yeşil alanların daraltıldığı, ağaçların azaltıldığı, sürekli yangınların çıktığı, balta girmemiş ormanların çok azaldığı sürekli gündemde tutulur ve bunu sıkıntıları dile getirilir. Gerek tedbir, gerekse ceza verilse bile bir türlü bu sorunların önüne geçilememektedir. İşte Tirebolu’daki boş ve Orman işletmeye bağlı araziler de bu sorunla karşı karşıyadır. Yetkililer bir an önce önlem alıp bu arazileri bir bütün olarak koruma altına almakla birlikte, tüm Karadeniz bölgesinde yaşayan yabani hayvan türlerini koruma altına alması; gerek doğa ve orman zenginliğimiz, gerek turizm ve hayvan sever derneklerinin dikkatlerini ve takdirlerini Tirebolu’ya çekmek için, kaybolmaya yüz tutmuş hayvan türlerinin kurtarılması için, Belgesel araştırmacılarının sürekli dikkat ve incelemelerinin Karadeniz olarak Tirebolu’dan yapmaları için, geleceğimizin Akciğerlerinin kurtarılması için, Tirebolu’da bulunan boş ve ormanlık arazilerin hepsi milli park haline getirebilmelidirler. Halen bile dağlık bölge arazilerinde Kümes olarak Çulluk, Kartal Karatavuk, gibi ismini saymakla bitiremediğimiz kuş türleri yaşadığı gibi; Kurt, Çakal, Ayı, Elek geçi, Tilki, Tavşan gibi yine isimlerini saymakla bitiremediğimiz yaban hayvanları çok yaşamaktadır. Ama gitgide sayıları azalmaktadır. Yaşlı insanlarımızı bir dinleyin hep anlatırlar; “Eygidi şu tarihte şuradan çok güzel kalabalık Çakal sesleri duyardık ve sevinirdik” derler. Hâlâ bile bazı dağlık köylerde Camilerden ezanlar okunmaya başlayınca çakallar hep birden bağırmaya başlıyor. Bazı yaşlılarda yine anlatır;”Yaylaya çıkmıştım, Ormanın eteğindeki boş küçük çayırlık yere, gözümün önünde Ayı geldi, oturdu, yavrusunu emzirdi, güneşledi, çekti gitti. Bende korkmuştum.” Bunun gibi söylenti ve sözler hemen hemen yaşlılarımızın çoğunun anılarında vardır. Gençlerimizde hemen hemen çoğunun evinde av tüfeği olduğu gibi hangisinin tüfeği daha güçlü diye yarış yaparlar ve avladığı yaban hayvanlarını av anını gururla anlatırlar. Bu düşünceler, yöremizin yapısı için çok yanlıştır. Eğitim ve seminerlerle düzeltilmesi gerekir.Ve zararlı hayvanlar bile (Kurt Domuz gibi) Tirebolu’ya Milli park kurulduğu takdirde zararsız hale gelecektir. Dünyanın bazı bölgelerinde büyük ve sazlık göletli olan milli parklar gibi Tirebolu’da milli parkın aynısının olması arazi engebeleri olduğundan dolayı şart değildir. Ama onlara benzeyen engebeli araziye uygun milli parkın Tirebolu’da olması şarttır.
Böylelikle Milli park Kurulduğu takdirde bilmediğimiz ve tanımağımız ama Karadeniz ikliminde yaşayabilen dünyadaki hayvan türlerinin hepsinin Tirebolu’ya geleceği; böylelikle gerek yöremiz ve ülkemiz, gerekse dünyanın Karadeniz ikliminde yaşan yabani hayvanlarını Tirebolu’dan tanıması ve incelemesi gerçek olacaktır.(Bekir KEŞMER)

TİREBOLU TANITIM FİLMİ HAZIRLANMALI
Tirebolu öyle bir konumda ki; yüzyıllarca Tarihi yaşam yeri olmuş, başka yerlerde bulunmaz nimetleriyle de kendi dışındaki yerlerde çok konuşulur olmuş, unutulmaz özellikleriyle de hakkında nice bilgiler ve nice kitaplar yazılmıştır. Ama günümüzde, Ülkemiz halkının düşüncesinden uzak kalmış, bu önemli özelliklerinden ve güzelliklerinden reklâm ve bilgi bakımından halkımızın düşüncesinden mağdur kalmış, yatırım bakımından eksik kalmış bir yerdir.
Günümüzde kitap okuma alışkanlığı düşük olsa bile, yaşantımız gereği çok Televizyon seyrederiz. Nice seyrettiğimiz yerlerdeki Tarihi vakaları, hayat hikâyelerini, gelenek görenekleri gördüğümüz gibi o yerin yapısını, Tarihi dokusunu ve güzel manzarasını seyrederek, Ülkemiz için ne gibi notların bıraktığını hemen anlarız. Ama ne yazık ki Tirebolu, Ülkemizde Tarih, Turizm, Doğa, Deniz, Manzara, gelenek, görenek bakımından o tanınan dünyaca ünlü olan yerlerden çok özellikleriyle çok benzer konumları vardır. Yani, Kültür birikimleriyle dolu Tirebolulu olmayan bir kişi, tüm dünyayı gezse ve incelese, böylelikle gezip incelediği nice yerleri unutabilir, ama Tirebolu’yu bir türlü unutamaz. Tirebolu’nun Tarihi dokusu ve geçmişi öyle konular anlatır ki; çok çeşitli halkın yaşantı yeri olduğu, nice Kahraman İnsanlar yetiştirdiği, çok zaman Savaşta kalarak dönüm noktalarının yaşandığı bilinmektedir. Şimdi böyle düşünceleri çok çok sıralayabiliriz ama biz Ülkemiz içersinde gördüğümüz ve bildiğimiz durumları Tirebolu ile kıyaslama yaparak, Tirebolu’yu bir düşünelim.
Yaşar Doğu, Samsun Kavak doğumlu ve Güreş Şampiyonu. Ülkemizin çoğunluğu, bu güçlü kişiyi hiç unutamadığı gibi, o yörede doğum ve ölüm yıldönümleri coşkunlukla kutlanıp öykülerle filimlerle anılıyor, gurur kaynağı yapılıyor. Ama Tirebolulu Hüseyin Avni Alparslan bir efsane iken ne böyle bir etkinlik var ne böyle coşkulu tanınması var.
Cüneyt Arkın’ı Malkoçoğlu, Köroğlu, Kurdoğlu gibi Osmanlı filimleriyle defalarca izlemişizdir. Hâlâda izlenmektedir. O filimlere baktığımızda, geçmişimizin yaptığı ve yaşadığı Tarihi Dokuları ve olayları hep anlıyoruz. Ama Tirebolu’nun da böyle tarihi Efsane konuları ve olayları çok olduğu halde, ayrıca Tarihi kale başta olmak üzere gerek İstanbul, gerekse Safranbolu’ya benzer çok özellikleri olduğu halde niye böyle bir tanınması ve tarihi yapılarının önemini anlatan filimleri yok? İşte eksiklik budur.
Trabzon Uzungöl, Rize Ayder başta olmak üzere Karadeniz yöresinin doğa harikaları dünyaca ünlü olduğu hep reklâm edilir. Buralardaki güzellikler. Ülkemizde çok yerlere duvar kâğıdı olarak kullanılır. Buralara Kışın gidilsin diye Kayak Merkezleri yapılır, Bölgesel Efsane ve anılar, gelenek görenekler filim olarak hazırlanır ve yayınlanır. Ama Tirebolu’nun nice doğa harikaları, Limandan güneşin batışı, kise burnu gibi birçok görkemli yerleri, köylerimizde bulunan şelaleler ve manzaralar hiç reklâm konusu olmaz ve yayınlanmaz. Yaylacılığı da üç ayı aşmaz. Tüm Ülkemiz; “Karadeniz harika Tirebolu daha başka bir harika” diyebilmelidir.
Tirebolu gerek bölgesel olarak söylentilerde, gerekse Araştırmacıların dilinde hiçbir zaman “daha düne kadar köy idi” diye anılmamıştır. Hep Tarihi yerleşim birimi, Kasaba ve Trabzon’un kazası diye anılmıştır. Tirebolu’da Yaşamış İnsan toplulukları ve bunların yaşayış özellikleri nice yerlerde dile getirilmiştir. Tirebolu; elbette bir Çanakkale, bir Sarıkamış gibi kahraman destanlarıyla anılan yer olamaz, ama bir Hasankeyf gibi bir Urfa gibi tarihi özellikleriyle bilinen yer olabilir. Çünkü Hasankeyf veya Urfa gibi yerlerde nice Tarihi ve efsanevi filimler çevrilip daima ülkemizde yayınlanıyor. Tarihi yerleri yaşanmış olayları tanıtılıyor. Erzincan’da bile yakın tarihle ilgili, önceki Vali’sinin hayatı ve Erzincan’ın yapısı filim yapılarak ülkemizde yayınlanıyor. Ülkemizde İsimlerini sayamadığımız çok yerlerdeki not bırakmış İnsanların yaşantıları filim yapılıp yayınlanıyor. Böylece ülkemizde çok çeşitli unutulmaz bilinçlenme oluyor. Tirebolu bunlara benzer özellikleri olan bir yer olduğuna göre, Tirebolu’dan Ülkemize niye böyle bir Efsane notu bırakılmasın ki? Tirebolu, Ülkemizin dört biryanında niye unutulmaz yer olmasın ki? Tirebolu’nun ismi sadece haritanın kuzeyinde bir ilçe olarak küçük harfle yazılı kalsın ki?

Peki; bu belirttiğimiz hususlar nasıl gerçekleşebilir? diye düşünebiliriz. Yani “Lafla Peynir Gemisi yürümez” diyebiliriz. Çok kolay. Tirebolulu hiç gazeteci ve yayıncılar yokmu? Var. Tirebolu’dan hiç Araştırmacı yokmu? Ayhan Yüksel Hoca başta olmak üzere var. Tirebolu Tarihi hakkında çok bilgiler yokmu? Rahmetli Faruk Sümer Hocanın kitabı başta olmak üzere Mehmet Fatsa Hocanın araştırma bilgileri ve daha nice Tarih araştırmacılarının bilgileri var. İşte bu üç temel unsurları, hele hele bu devirde ve bu teknolojik ortamda kaynaştırma suretiyle, Tirebolu geçmişinin ve Tarihi yapısının, efsane yapılıp yayınlanması çokmu zor? İşte cevabını bu belirttiğim düşünceye katılanlar versin.

Hep ümitsiz de değiliz. J. Harris söylediği söz ne güzeldir. “Kötümser yalnız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür; gerçekçi hem tünelle birlikte ışığı hem de gelecek treni görür” diye. Belki Tirebolu tanıtım filmi yapılmıştır. Veya başka etkinlik yayınları yapılmıştır. Ama şuan frekansı büyük olup, Ülkemiz tamamına yayın yapan kanallarda, Tirebolu’nun adı ve yapısı pek görülmüyor veya çok az görülüyor. Sadece konum olarak Sahil yolu üzerinde olduğu için, oradan geçen Tirebolu dışındaki vatandaşlar, Otobüsle veya kendi arabasıyla geçtiğini ve güzel olduğunu söylüyor. Yani ülkemizde bu kadar bilinebiliyor.
Tarsus nasıl ki Eshabı keyf efsane ve filimleriyle çok anıldığı gibi, Safranbolu ilçesi Tarihi özellikleriyle çok anıldığı gibi, Amasya Tarihi Mağaralarıyla Efsane olarak anıldığı gibi, Amasra Tarihi dokularıyla Efsane olarak anıldığı gibi, Ülkemizde de Tirebolu öyle anılması ve hafızalarda daima kalması gerekir. Seyit Onbaşı Nasıl anılıyorsa, Hüseyin Avni Alparslan’da böyle benzer özellikleriyle anılması gerekir.
Tirebolu’nun tüm tarihi yapıları ve tarihi özellikleri, özellikle adının aldığı üç kaledeki yaşanmış olaylar ve geçirmiş olduğu savaşlar; Rumeli Hisarı, Surlar ve Ayasofya gibi tarihi özellikleri önemli olan yerlerde çekilen ve yayınlanan filimler gibi, tüm Ülkemize hazırlanıp yayınlanması gerekir. Benim düşüncem şu ki; Tüm halkımızın, Tarihini tam bilmesi ve Tarihinden büyük dersler çıkarması, Evinin yolunu tam bilmesi gibi şarttır. Nida Tüfekçi ne güzel söylemiş: “Tarihini bilmeyenlerin ve değer vermeyenlerin coğrafyasını da başkaları çizer.” diye
Çanakkale başta olmak üzere, Ülkemizde Efsanevi ve Tarihi özelliklerin önemi hızla coşkulu olarak bilindiği ve arttığı gibi, Tirebolu’nun da bilinip artması gerekir. (Bekir Keşmer)
TİREBOLUDA GENİŞ DÜŞÜNDÜĞÜM BAZI HAYALLER
Dünyayı çok geniş düşünün. Birde Tirebolu’yu düşünün. Bütün dünyanın, benzersiz güzellikleri ile tamamen bütünleşmiş, orta Karadeniz bölgemizde buram buram yeşil ile mavinin, girintili ve çıkıntılı koy ve burunlarla kaynaştığı bir başka güzelimsi Tirebolu… Tatlı tatlı kokan tarihi dokusunun yanı sıra, harika doğa ve turistik yönden de, başka yerlerle seviyesi düşünülmeyecek kadar çeşit çeşit zengin bir yapıya sahip durumda olan Tirebolu… Tabiat varlıklarıyla, sadece o benzersiz güzellikleriyle kalmamış, denizin coşkusuyla akşamlayıp sabahlayan şirin bir Tirebolu… Ufuktaki güneşin doğuş ve batış zamanlarındaki tatlı haliyle duygulu bir gönül çekiciliğini anlatır durur tüm yüreklere...
Ton ton yeşil ve mükemmel ağaçlıklı ormanları, tepelerinde hafif ve koyu sis li dağları, çığıl çığıl çağlayan çoşkulu akan dereleri, yamaçlara çok şeyler anlatır durur derebaşı şelalesi… Yemyeşilliklerle çiçek kokan yaylalarıyla bir başkadır Tirebolu… Sıra sıra dağlarının yamaçlarına sıralanmış çay, kivi ve fındık bahçeleri, plajları koyları görüntüsüyle anlatırlar manzaraları… Tarihi kültürel değerleri ile her mevsim, gerek turizm gerekse yerli halkına hizmet vermesine çok açık ve mükemmel bir yerdir Tirebolu...
Doğal kaynakların her geçen gün daha büyük bir hızla önemsendiği ve tüketildiği günümüzde Tirebolu, bunları ve saymakla bitiremediğimiz nice nimetleri sessiz sessiz anlatır durur anlayanlara… Yatırım olduğu takdirde, dünyanın belli başlı turistik merkezlerinden biri olabilecek niteliklerini yapısıyla ve görüntüsüyle söyler dinleyenlerine... ve Tirebolu der ki; bende Tabii güzellikler yönünden her türlü zenginlik, doğal mesire alanları ve doğada düşünülen her türlü güzelliklere rastlamak mümkündür. Bana bir bakın ve anlatın dünyalara... İşte bizde bakalım ve anlatalım anlayanlara…
Tirebolu, jeopolitik yönden de çok önemli bir konuma sahiptir, ama anlayanı ve bileni, kendi halkı dâhil pek azdır. Orta Asya'yı Erzurum üzerinden Karadeniz’e bağlayan karayolu ağının bir kolunun Tirebolu’ dan geçmesi, buraya yatırım olduğu ve limanının büyük ve ağır tonajlı gemilere açık olduğu takdirde, Turizm ve ticaret merkezi olmasında kavşak niteliği de taşımaktadır.
Tirebolu, bol yağış alan Akılbaba, Çakıldağı ve diğer bağlantılı sıra dağların eteklerinden sıkı bir akarsu ağı ile Deniz ve orman uyumu sağlanmış olarak, harika doğa merkezi haline gelmiştir. Yüksek dağ eteklerinde yer alan karların düzenli bir şekilde erimesi ve yıl boyunca düşen düzenli yağışlar, Tirebolu’nun üç mevsim yeşil bir örtü ve kış ise mükemmel beyaz örtü ile kaplı olmasını sağlamaktadır. Kırsal bir yer hiç bulamazsınız.
Tirebolu, bu doğal ortamın sunduğu flora ve hayvan varlığı zenginliğine paralel olarak diğer benzeri bölgelerde olduğu gibi, yatırımı olduğu takdirde doğa yürüyüşü, kanoculuk, rafting yamaç paraşütü ve jeep safari gibi birçok sportif turizm faaliyeti çok mükemmel gerçekleştirilebilmeye müsait özelliktedir.
İnsan daima geleceğe göre hayallerini gerçekleştirme yollarını arayabilmeli ve bulduğu konumu, “gelecekte ne olabilir?” diye düşünmelidir. İşte Tirebolu, dağlardaki karların erimesi sonucu yüksek debi ve rejimleriyle akış sonrasında, Harşıt nehri ve diğer akarsularda, kırmızı benekli doğal alabalık ve tatlı su balık çeşitleri yetiştirebilme durumu olabileceğinden zengin bir yapıya sahip olduğu gibi, bunların yetiştirme altyapı tesisleri kurulduğu takdirde, yöresel olarak kültür balıkçılığı gelişmesine çok müsait durumdadır. Tirebolu balığının tadını niye dünyalar duymasın ki?…
Tirebolu’da böğürtlenbükü (şantiye) ve o seviyede bulunan ormanların üst bölge kısmının üzerindeki yaylalar ve çayırlık alanlar, arıcılık pek nadir yapıldığından, bu arıcılığın halka destek vererek yaptırılması, kimyevi ve hormon maddenin henüz ulaşamadığı, çiçek çeşitliliğinin desteklediği kaliteli bal üretimi yapma potansiyeline sahip niteliktedir. Anadolu’da yöre yöre çeşitli bal tatları duyulduğuna göre, Tirebolu balının tadını niye dünyalar duymasın ki?…
Tirebolu, ormanlarla donanımlı olan bölge çok olduğundan, yaban hayatı bulunan yerler vardır. Ormanlık alanda geyik, ayı, kurt, çakal, tilki gibi hayvanların yanı sıra çayırlık, fundalık alanda çengel boynuzlu keçi gibi türlere de rastlamaktadır. Bu geniş ormanlar yetkililer tarafından dikkate alınıp milli park haline getirilirse yaban hayvanları çoğalacağı gibi nesli tükenen hayvanlarda kurtulabilecek, Dünya hayvan belgesellerini çeken şirketler, Tirebolu’da Karadeniz hayvanlarını izleyerek Tirebolu’yu ayrıca dünyaya tanıtmış olacaklardır. Tirebolu’da milli park niye olmasın ki?...
Dağlarda karların erimesi sonrasında hayvanları ile birlikte yaylalara çıkan yöre insanı, sıcak yaz günlerini yaylada geçirdikten sonra soğukların başlaması ile sonbahar mevsiminin sonunda tekrar köylerine dönerler. İşte bu yaylalar ve buralarda yapılan şenlikler; doğal güzellikleri, kendine özgü yayla yaşantıları ile yerli Diğer Anadolu halkının ilgisini Reklâm ve yatırım olduğu takdirde çekebileceği gibi, yabancı turistlerin ilgisini çekmeye çok çok müsaittir. Tirebolu Uzungöl ve Ayder gibi niye tanınmasın ki?...
Tirebolu’da Turizm için Trekking; Dinlenmek, spor yapmak ve stres atmak amacıyla, doğa içinde bireysel olarak ya da gruplar halinde yürümek anlamına gelen dağ yürüyüşü için, bütün köy ve yaylalarında, gerekli doğal ortam mevcuttur. Yürüyüş parkurları için müsait köy ve dağ yolları olduğu gibi, bu etkinliğin olması için reklâma ve altyapıya ihtiyaç vardır. Ağaçbaşı ve şantiye mevkileri de buna müsaittir. Tirebolu niye Alanya gibi tanınmasın ki?...
Yatırım ve reklâmla beraber Turizm Şirketlerini buralara çekmek, yüksek zirvelere ulaşan güzergâhların flora ve hayvan varlığı açısından zengin oluşu, coşkun akan dereleri son yıllarda yerli ve yabancı dağcıların ilgisini bu yöreye çekmek için çok önemlidir. Tirebolu niye Antalya gibi turizmle ve dağcılarla tanınmasın ki?...
Ağaçbaşı "kış sporları" açısından da üzerinde durulması gereken yerlerdir. Orman işletme ile Turizm Bakanlığı anlaşıp Abant’daki gibi Şantiyeye Müsait otel yaptırıp; bu otel den Ağaçbaşına Teleferik turu yaptırarak ağaçbaşından aşağı kayak yaptırmak çok yerli ve yabancı turist çeker. Bu bölgelerde kayak yapılabilmesi için gerekli altyapı çalışmaları yapılması gerekir. Tirebolu niye Bursa Uludağ gibi tanınmasın ki?...
Çevre bakanlığı buraya gelerek, Ormanın sık bölgeleri çok olduğundan yaban hayatı bakımından ilginç özellikleri olması sebebiyle, bu bölgede değişik kuş türleri yaşadığından, tıpkı İstanbul Çamlıca’daki gibi "kuş gözlemciliği" yapmak için, dünya bilim adamlarını çağırmaları ve bu gözlemi yaptırarak Dünya’ya Tirebolu Doğa ve Kuş çeşidi raporlarını vermeleri çok önemlidir. Ayrıca bu Ağaçbaşı’nda ve diğer yaylalarımızda olabileceği gibi tüm sırt alanlarımızda yamaç paraşütü yaptırılması ayrı bir zenginlik kaynağımız olur. Tirebolu da bunlar niye olmasın ki?...
Rafting-Kanoculuk yapılması bakımından Tirebolu’daki dağlar, hızlı akışlı akarsuların kaynağıdır. Harşıt nehrinde kanoculuk için gerekli debi ve rejim miktarı yeterlidir. Jeep Safari, Rafting ve diğer tüm nehir sporları çok güzel yapılabilir. Kuşkaya çöplükten temizlenip, Uzungölün yukarılarına yapılan setler gibi suyun geçtiği dar kısma 6 metre set çekilerek, tıpkı Manavgat şelalesi gibi güzel bir şelale yapılarak, bu şelalenin yanına çok güzel turistik tesisler kurulabilir. Ahh Çoruh’ta yatırım yapanlar, acaba Tirebolu’yu gözleriniz görmüyor mu?...
Tirebolu’da İklimi ve doğal yapısı gereği değişik ağaç türlerinin yetiştiği, el sanatlarında da kuşkusuz ağaç işleri, ilk akla gelen ve en bol ürün veren alandır. Boynuyoğunlu’lar gibi eski ağaç ustaları ve hızarcıları bilir; önceden elde veya küçük atölyelerde ağacın türüne, kalınlığına, ağırlığına, sertlik derecesine, işlenebilirliğine bağlı çeşitli eşyalar üretilebiliyordu. Şimdi bunlar büyük sanayi kurularak tekrar yapılabilir. Bolu ve Düzce’de yapılanlar gibi Tek parça oyularak ve oya işlenerek çekme sofra, iskemle, tekne, kovan, yayık, bezmelik, kadı ve gerdel, kaşık, kepçe, ezmelik, beşik, sandık vb. gibi günlük gereksinimleri karşılayan eşyalar, eskiden yapıldığı gibi şimdi tekrar yapılabilir. İhtiyaç duyulan eşyaya göre ağacın her çeşidini aradığımızda istesek bulabiliriz. Kestane, ceviz, köknar, gürgen, ıhlamur, fındık, armut, kiraz en bol olanlarıdır. Giresun’daki dereli sapağının dan beklide daha işlek olan yer, Demirci köyündeki harşıt sapağıdır. Buraya büyük kereste fabrikası kurulup, Şantiyedeki tomruklar burada işlenip, Tirebolu limanı açılmasıyla Dünya’ya ihracat yapılabilir. Eski ustalıklar ve sanatlar unutulup, bu duygu ve hayaller niye sadece laflarda dolaşsın ki?...
Eski bakır ustalarını Sadece belgesellerde Şanlıurfa ve benzeri yerlerde görebiliyorum. Tireboluda pek göremiyorum. Tirebolu’da eskiden beri bakır işçiliği hem şekil, hem de dövme sanatı bakımından çok düşüktür ve yok gibidir. Eskiden, fazla işçilik isteyen bakırlar, ince çekiç dövmeciliğine dayanır. Yaylan, güğüm, kazan ve ibrik gibi eşyaların alt bağlantı yerleri geçme-dövme şeklinde dayanıklı olarak yapılabiliyordu. Çocukken bunları gördüğümü hep hatırlarım. Şimdi bunun büyük tesisi kurularak, tıpkı Urfa’daki gibi hem süs eşyası, hem çeyiz hemde kullanılan demirbaş eşya yapılabilir. Yapan da baba veya dede mesleğimizdir diye gurur duyabilirler de…Nerdeee?...
Havuz Suyunu değerlendirme kültürüyle sualtı yogası, su altı hokteyi, kursları açtırarak; açık ve kapalı yüzme havuzları, özel havuzlar, umuma ait havuzlar, tatlı su havuzları, deniz suyu havuzları, Olimpik ölçülerde havuz, sportif amaçlı yüzme havuzu, Turistik ya da umuma açık yüzme havuzu, özel yüzme havuzu, ilave yüzme havuzu (çocuklar için), su ve ışık oyunları havuzu, şok havuzu ve jakuzi, Yunus balığı ile yüzme havuzu, Üstten taşma, yandan savaklı veya her ikisi de uygulanmış, skimmer’lı (satıh sıyırma pencereli), Betonarme gövdeli sabit havuzlar, prefabrik plakalarla oluşturulan havuzlar Tirebolu’da yapılıp değerlendirilmesini, Tirebolu kalesinden güneşin batışını seyrederken uzun uzuuun bir düşünün.
Çelik karkas ve gövdesi içerisinde vinç Su sporları ile uğraşan şirketleri Tirebolu’ya getirerek; Sualtı sporları, balık adam, cankurtaran denilen muşamba kaplı havuzlar ve daha nice güzelliklerin yaşandığı havuzlar yaptırılarak; Böylelikle Turist, Öğrenci ve yerli halka; Kurbağalama, Kelebek, Sırt üstü, Krawl yüzüşleri dersleri verilerek öğretilmesi; Tirebolu’yu Dünya’ya sevdirip tanıtma demektir.
Bunyarı sağlayabilecek bir yetkili, sağlayamasa bile olması için çalışabilecek bir yetkili, hiç olmasa bunları duyabilecek bir yetkili acaba bulabilir miyim? diye düşünüyorum. Ama nerdeee?… Şair, Turan BAHADIR’ın şiirinde dediği gibi;
“Şimdi cennettir memleketim, Güneş açtığında, köpüklü suları kumsala yayıldığında, martıları inip kalktığında, Bir yudum sudur, bir yudum ayrandır memleketim, Tertemiz havasını solumak, buz gibi sularını içmek var, bir iki laf Karadeniz konuşmak var... Cennet memleketim…” İşte Tüm Tirebolulular uzaklarda olsalar bile, bu şiiri ve benzeri sözleri Tirebolu için diyebilmeli.

Bu hayalleri Tirebolu’ya benzer yerlerde yapıldığından, azda olsa sıraladım. Ancak uslularımızın şu sözü aklıma geliyor: “Bunlar olur ama ancak biz öldükten sonra…” Rüyamda acaba görebilir miyim? Bilemiyorum da, şimdi bunları yapacak olan yetkili bir ciddi delikanlı nerdeeeee?… (Bekir KEŞMER)


bekir keşmer eklemiş. | 29 Ekim 2009 Saat 10:14
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Onay Kodu

 

 

Ara

     

     
En Çok İlgilendiğiniz Kategoriyi Seçiniz
Diğer
Tasarım Video/Foto
Girişimcilik Dersleri
İş Haberleri/İş Kitapları
Başarı Hikayeleri
Franchise/Bayilik
İş Fikirleri
Arşive Göz Atın
Yıllık Arşiv


   Tüm hakları girisimcifikirler.com'a aittir. Copyright © 2007-2009 |info@girisimcifikirler.com | Tasarım: Emrah Bozdemir
Sitemizde yer alan yazıların, resimlerin alınması veya kopyalanması yalnızca kaynak gösterilmesi doğrultusunda mümkündür.